10 Aralık 2013 Salı

ahhhh o tatlı bakışşşş o tatlılık  ....... aşksın sen cansın sen
                                               

21 Eylül 2013 Cumartesi

Okul yolu

 Yakışıklı Prensim ilkokullardan 1 hafta önce açılan Anaokuluna başladı bu sene, 09.09.2013 tarihi Burağımızın Dörtçelik Anaokulu'na başlama tarihi oldu böylece ....Başladı amaaa bunun birde öncesi var .... Şöyle ki ;
Geçen sene 2012 öğretim yılında biraz da benim ısrarlarım sonucunda Anneannesinin hiç istememesine rağmen,eşimi ve anneanneyi zorla razı ederek anaokuluna yazdırdım.Okul evimize yakın tercih edilen beğenilen referansları iyi bir okuldu,Zaten biz okuldan çok eğitimciye önem verdiğimiz için İlk olarak eğitimcileri sonra okulu sorduk ve kayıt yaptırdık,Kayıt yaptırdığımız okul açıldığında öğrendik ki öğretmen atamaları olmuş ve eski öğretmenler gitmiş yeni öğretmenler gelmiş,eskilerden 1-2 kişi var gerisi yeni,kimse kimseyi tanımıyor...Okulun açılış günü burağımızıda alıp okula gittik daha köşeyi döndük kuzucuğum mızıldanmaya eve gidelim ben okula gitmek istemiyorum demeye başladı,oysaki onu kayıt ettirdiğimiz okula onu daha önce birkaç kere götürüp sınıflarını gezdirip sınıflarda oyuncaklarla oynamasını ordaki ablalarla tanışmasını sağlamıştık ama ,birden o kadar öğrenciyi veliyi karmaşayı görünce haliyle korktu çocuk.
Geçen sene okul tecrübemiz 4 gün sürdü oğlumun geceleri uykusunda sayıklamaları bizi çok üzdü bir türlü okula ısınamadı sürekli mutsuz huzursuzdu ,tüm konuşmalarımız durmunu anlamaya çalışmalarımız sonuçsuz kaldı ve Burağı okuldan aldık.Ona seni okuldan alıyoruz demedik...aklıma okulun tamir olacağı,lavaboların,sınıf sandalyelerinin yenileneceği,duvarların boyanıp duvarlara resim çizileceğini böylece onlara daha güzel bir ortam hazırlanacağı ama bu işleminde uzun süreceğini ,okuldaki düzenlemeler bitince bizi geri çağıracaklarını söylemek geldi bunu Burağa söyledik,duyunca çok mutlu oldu tabi :) ve o okulun yanından her geçişte okula yan  yan baktı,okulu görmemek için gözlerini kapattı,bazen okul bitmemiş daha anne dedi ve o okul ile ilgili sayfa kapandı.........
 
Geldik bu seneye :) Bu sene okulların açılmasına daha aylar kala eşimle karın ağrıları çekmeye başladık,Okul konusu her açıldığında aramızda bu sene napıcaz yandık diyorduk birbirimize,konu açılınca o kadar geriliyoruz ki sormayın,hatta bu arada pedagog ile görüştük,oğlumuzun toplumda bireylerle çabuk kaynaşamadığını içine kapalı bir çocuk olduğunu,bir gezmeye gittiğimizde çocuğumuzun masa sandalye altlarına girip oralarda saklanıp çıkmadığını anlattık ,Pedagoga göre öyle kaale alıncak sorun olarak adlandırılacak bir durum yoktu çocuğunuzu kendinizden biraz uzaklaştırın sizden sizin ortamınızdan ayrı kalsın dedi,saklanma bir çok çocuğun yaptığı davranıştır dedi,nasıl yetişkin bireyler toplum içinde farklı davranışlar sergiliyorsa çocuklarda öyle farklı davranışlar sergiler dedi ,Hakkaten de haklıymış,aslında oğlum aile ortamında gayet şakacı muzip konuşkan ve kelime dağarcığı harika olan bir çocuk evde,Güvendiği elektrik aldığı insanlar arasında bir sorun yok ,zaten sandalye masa altlarına girmeyide dikkat çekmek için yaptığını ben hep söylüyordum pedagog da farklı şeyler söylemedi zaten ve böylece 2013 yılı okula başlama dönemine geldikkk :))

Biz saklanan uçan kaçan çocuğumuzdan bize baya bi çektireceği güzel bir 30 gün bekliyorduk, 1 ayda ancak alışır diyorduk...ben hemen izin aldım 1 hafta ,ondan sonraki hafta için ise eşim izin aldı 1 hafta,yani bu süreyi böyle birer hafta izinler alarak atlatmaya çalışırız dedik.Bu arada Burağımızı Babamız okullar açılmadan önce 3-4 kez okuluna götürüp gezdirdi,Oğlumun anaokuluna gideceği okul eşiminde okuluydu,İlkokul kısmını eşim oğlumun gittiği okulda okumuştu ve Burak bunu duyunca çok ilgisini çekti,Babamın okuluna gidiecem diyordu hep :) ...Neyse izinler alındı okul günü geldi çattıııı,O gün evde bir konuşma yaptım opluma,Onunla konuşurken gözlerinin içine baktım " sana günlerdir söylediğimiz okula başlama günün bugün annecim,dün de konuşmuştuk,bir süredir okul için hazırlanıyoruz biliyorsun dedim,sana kıyafetler okul ihityaçlarını aldık,daha önceden de babanla ve benimle beraber gidip gördüğün okuluna gideceksin,yarım gün okulda duracksın ve orada yeni bir sürü arkadaşın,oynayacağın yeni oyuncaklar,öğreneceğin yeni oyunlar şarkılar ve bilgiler olacak dedim,ben bunları anlatırken oğluşum hıçkıra hıçkıra ağlıyordu,ben gitmek istemiyorum evimden bir yere gitmem anne,sen bana evde yaptırıyorsun herşey,hem oyuncaklarım var benim,sokakta arkadaşlarım var diyordu :( karşımda dudaklarını büzüştürüp ağlayan terk edilip bırakılacakmış gibi korkuya kapılan oğlumun o halini hiçbir zaman unutmıcam,Sen bizim için çok değerlisin annecim dedim,biz hiçbir zaman seni yanlız bırakmayacağız hep yanında olacağız bunu sakın unutma dedim ,servisin seni her akşam okul çıkışında getirecek ,ve şunu bil hiçbir okul gece öğrencilerinin okulda kalmasını istemez yasak bu dedim,korkuyordu onu okulda bırakacağız orada kalacak diye,ki ben oğlumu hiçbir zaman gece hiçbir yakınımızda yanlız bırakmamıştım.Buna rağmen korkuyordu ve bu korkuyu yenmemiz gerekiyordu,Ona güven verecek konuşmalar devam etti ,ağlama eşliğinde kıyafetimizi giydik ve  önemli ve özel günlerimizde bizi yanlız bırakmayan Anneannemiz ,ben ,oğlum düştük yollara :))) Okul kapısına geldiğimizde korkak tedirgin bakışlar ile etrafı süzen bir oğlum vardı,eli avucumun arasında...Bende fena durumdaydım ama belli etmemeliydim ...Daha birkaç sene önce 2008 yılının eylül ayında kucağımıza aldığımız küçücük bebeğim mis kokulum büyümüş okula başlıyordu,Annemin gizli gizli ağladığını fark ettim :(( okul kapısının önü,ilk günün telaşı nedeniyle çok karışıktı ağlayan çocuklar bağıran veliler bir curcuna devam ediyordu sıra bizim sınıfa geldi oğluşum Yıldırım 8 (Y-8) sınıfındaydı,elimi sıkıca tuttu bende oğlumun elini sıkıca tuttum,heycan ve tedirginlik bende de had safhadaydı ama belli etmemeliydim bunu biliyordum , rahat olacakmışım ,nasıl alacaksam artık :) oğlumu sınıfına götürdüm kapıda fevziye öğretmeni karşıladı bizi ,ilk intiba :))) karşılıklı hepimizde :))) öğretmen burağa hoşgeldin dedi,içeri davet etti sınıfa :) burağım o anda elimi öyle sıkı tuttu ki,Anne dedi birşey söylicem,öğretmenine izin verir misiniz dedim tabi dedi,eğildim o anı unutamam sesi titriyordu kuzucuğumun anne burda otur tamam mı hiçbir yere gitme beni bırakma tamam mı dedi,sınıfın önündeki koltukta oturmamı istiyordu peki annecim söz veriyorum bir süre burda oturucam cnm dedim ama seni beklicem ben burdayım eve beraber döneceğiz dedim,evde seninle ne konuşmuştuk annecim,seni hiçbir zaman hiçbir yerde bırakmam,dersin bitince evimize döneceksin,tıpkı bizim her akşam işten eve döndüğümüz gibi dedim,tamam dedi .... ama o kadar tedirgin o kadar ürkektiki bizi bugün ne bekliyor Allahım ,bu bir kaç saat nasıl geçer beni ne zaman çağırırlar çocuğunuz çok ağlıyor diye bir sürü soru geçiyordu zihnimden,koltuğa oturdum bir süre bekledim çıt yok,ağlayan var ama bizim burak değil ,töbe bismillah dedim,yok yani biz kendimizi hazırlamıştık 2-3 paket selpak getirmiştim yanımda,burak ağlıcak biz selpakları birer birer kullanacaktık,sınıf kağısına kulağımı dayadım acaba bizimkisi ağlıyorda ben mi duymuyorum diye,yok..bzimkisi değil,ineyim aşağı dedim ve aşağıda bekliyorum annem bir yandan ben bir yandan okulun kapısı her açıldığında irkiliyoruz ,bizi çağıracaklar diye ama yok :)))) yok :))) Bir ara izin istedim ve burağa bakmaya çıktım,ara vermişlerdi koridorda oyuncaklar çocuklara verilmişt herkes birşeyler ile oynuyordu,burağı aradı gözlerim burak yok , tam acaba nerdedir derken bir masa altında oturup elindeki oyuncakla oynayan oğlumu farketmem zaman almadı :)) tabi ya ,tahmin etmeliydim ,ortada yoksa masa altı vs yerlere bakmam lazım,heycandan unutmuştum galiba :))) bir masa altında tek başına ,etrafındakilere ürkek ürkek bakarak oynuyordu elindeki oyuncağıyla,ona görünmeden seyrettim,sonra içeri girdiler ama ağlamıyordu ve oğlumun ağlamaması benim için mutlu olmama sebepti :))...o gün 2-3 saat durdular okulda ve ders bitti oğlum çıktığı zaman kucağıma atladı öpüştük uzun uzun , anne lütfen gitmeyelim ben burayı çok sevdim gitmek istemiyorum dedi ....neee Allahım doğrumuydu duyduklarım yani bu kadar kolay mı olacaktı inanamıyordum e geçen sene ,kendini ordan oraya atan bunalıma giren çocuk nereye gitmişti ,yani yine anneciğimin dediği mi oluyordu ,herşeyin bir yaş dönemi var acele etme diyordu annem ,her çocuk her olaya aynı tepkileri vermez derdi annem hep, bunu çişe alıştırmada da görmüştük o zamanda haklı çıkmıştı annem,şimdide haklı çıkıyordu :)) oh beee dile benden ne dilersen burak dedim :)))) dondurma dedi :) derhal ne demek oğlum buyurun gidelim beyler bayanlar dedim,okuldan çıktık doğru dondurmacıya :)) oğlum iyi misin diyorum evet ,nabız yoklamak için yarın okul tatilmiş gelmeyeceğiz diyorum hayırrrr diye tepiniyor annem ve ben şaşırıyoruz ama en şaşkın benim ,ne korkular yaşadığımızı biliyorum çünkü,eşimle 1 sene boyunca burağın okul konusu açılınca hep birbirmize çok geriliyorum bu konu açılınca diyorduk,çünkü geçen sene diğer okulda burağın isteksizliği ağlamaları gece sayıklamaları herşey aklımızdaydı.eşim arıyor sürekli,bi problem yok dedikçe keyiften dört köşe babamızda :)) o gün ertesi gün güzel geçti sonra yavaş yavaş alıştı okuluna arkadaşlarına eşim izin aldığı bir hafta boyunca 1 kez bile tam gün durmadı okulun önünde,sonra servis şöförüyle tanıştırdı babası,servisle eve döndüler 2 gün sonra 2.hafta servise babasıyla binmediği 1-2 gün oldu kendisi gitti geldi serviste yanlız,öyle servise binerkende bi sorun olmadı veee , güzel meleğim böylece okul hayatına ilk adımını böylece atmış oldu.... tüm bıcırıklara sorunsuz başarılı bir eğitim yılı olsun bu yıl ve tüm eğitim hayatları... Oğluşumla gurur duyuyoruz ve onu çoookkk seviyoruz ... sevgiler


25 Haziran 2013 Salı

herşey tavşan bıyığı için :)

bizim oğluşumuz çıkmaza düştüğünde hemen durumu çözecek birşey bulur , resim yapmayı seviyor kuzucuğum ,bir ara duvarlar tuval yerine kullanılıyordu bizim evde , neyseki bu huyumuz bir şekilde bitti ... geçen gün odada oturmuş yine resim çiziyordu burak , bir ara ortadan kayboldu , döndüğünde yüzüne bakıyoruz bir eksiklik var ama algılamak istemiyoruz tabi , güzelim saçın bir kısmı gitmiş...yok ... "Allahımmmm noluyor oğlum " dedim , saça bakıyorum oğluma bakıyorum, verdiğim tepkiden rahatsız olan paşamda , nolcak cnm bu kadar neye şaşırdı şimdi bu annem dercesine bana bakıyor .... :) naptın saçlarına Burak dedim , kestiimmm dedi , sebep niye kestin oğlum dedim ... Efendim tavşan çizmiş odada beyefendi , sonra bakmış bu tavşana bir bıyık gerekiyor gitmiş saçindan bir tutam kesmiş :) şimdi gülsem mi ağlasam mı bilemedim dedim , öyle büyük bir tepki göstermedim , bıyık yapmak için başka şeyler kullanabileceğimizi söyledim, her zaman bize danışabileceğini sana söylüyoruz şimdi bu saçın çok geç uzayacak dedim , ama burkiş yinde tavşanın bıyığı olacağı için çok mutluydu... yamru yumru kestiği saçının uzamış ilk halinden çok daha düzgün durumunu görüyorsunuz resimde :) çocukların ne zaman ne yapacağı belli olmuyor işte :( hep dikkat pür dikkat ama nereye kadar kardeşim,yetişilmiyor ki hızlarına yapacakları yaramazlıklarına ....

6 Haziran 2013 Perşembe

çocukların çok geniş bir hafızası var , farklı işliyor onların beyinleri ben böyle düşünüyorum çok güzel konuşup cevaplar verebiliyorlar,bunu burağım'da çok yaşıyoruz, çok güzel sorular sorup  konuşmalar yapıyor .... dün akşam bana "anne biz nasıl konuşabiliyoruz konuşma nasıl olur " diye sordu :))) aniden akıllarına gelip entresan sorular yönlendirebiliyorlar,bayılıyorum oğluşumla sohbet etmeye

dün akşam tv seyrederken filmde masanın üstünde bir gondol gördüm ,oğlumda yanımızda el işi kağıtlarından bize ağaç yapmaya çalışıyordu , eşime dedim ki ... bu gondoldan anneannemlerde de vardı onlar aklıma geldi şimdi ,aynısı  vardı onlarda dedim ....eşim cevap vermeden oğluşum söze karıştı

anne sen hani benim anneanneme anne diyordun
annecim senin anneannen benim annem oluyor,ve anneanneninde bir annesi var o da benim annannem oluyor ,anneannen benim annem yani ..benim anneannem başka birisi
anne yakında benim anneannem de dedemde ölecek zaten üzülme
:((( ama annecim bunu neden böyle söyledin ki şimdi ,bunu neden böyle düşündün
insanlar yaşlanınca ölürler anne
annecim bunları nerden öğrendin sen
işte büyüye büyüye öğreniyorum annee

ve  beni aldı bir gülme ... Tv izliyen bilgisayar ile haşır neşir olup türlü türlü oyunları gören etraflarındaki konuşmaları bir kayıt cihazı gibi algılayıp kaydeden çocukların bu kadar çok çabuk birşeyleri öğrenmesi ne kadar doğru bilmiyorum öğrenmemeleri de ne kadar yanlış onu da bilmiyorum şu an için bildiğim yani kendimce yorumladığım tek şey bizim çocuklarımız ,bizim çocukluğumuzdan çok daha farklı çocukluk dönemi geçiriyorlar ve bizden çok farklılar

 oğluşumla dün akşam sohbetimiz daha devam etti bir süre konuştuk beraber ,oğluşumla olan sohbetlerimizin tadından geçilmiyor ben bayılıyorum konuşsunda dinleyeyim anlatayım diye...

Seni seviyorum Burağım iyki varsın çiçeğim ...Ve oğlumun bana söylediği sözlerle bitiriyorum yazımı oğlumun sözleri bunlar ve benden de oğluma ....

Aşkımsın ,kalbimin sahibisin birtanemsin seni çok seviyorum ........

not :yukardaki resmi oğlum çizdi bir kalp ve içinde 2 tane b harfi ve süslü olsun diye birini ters yazmış ve kağıdın sağ alt köşesindeki saçlı olan resim benmişim :) sola alt köşedeki saçı kısa olan resimde babamız :))

bu da oğlumuz canımız herşeyimiz burağımız :))


20 Mart 2013 Çarşamba

gülümsemenin bir sürü çeşidi var .....

      smile-love-16862     
gelde yüzünde gülücüklerle güne başlama

İnsanın yüzünde gülümseme oluşturan sebepler çoktur hayatta,Anne ve babam başardığım bir işten dolayı beni övdüklerinde bir gülümseme yayılırdı yüzüme ,birşey sanırdım kendimi gizliden...Okulda arkadaşlarım hele de kalabalık bir haldeyken övdüklerinde herhangi bir konudan dolayı yine o kendimi bişey sanma gülümsemesi yayılırdı yüzüme ...sonra sevdiğim birini görmek ,birine yardımımın dokunması ..... böyle uzayıp gidiyor işte gülümsemenin çeşitleri hayatın içinde yüzümüzde bizimle ....ama bu sabah belkide çok uzun süredir olmadığı kadar güzel gülümsedim yüzüm güldü evden çıkıp servise binene kadar da geçmedi..... oğluşum sabah uykusunda öksürüyordu üstünü örttüm öpüp koklarken biraz fazla rahatsız ettim sanırım (napayım dayanamıyorum 1 kere öpücem uyanmasın diye başlıyorum devamı geliyor 5-6-7) uyandı bizim yumurcak ama gözlerinide açamıyor tam olarak ..."anne" dedi seni çok seviyorum bana akşam gelirken en güzel şekeri getir olur mu dedi :) olur annecim arayıp en güzelini sana bulucam dedim,biraz durdu "anne seni akşam gelinceye kadar hiç unutmıcam ,akşam eve gelincede seni hatırlıcam dedi :)) annem tabi hatırlıcaksın annen seni çok seviyor biz unutmuyoruz ki birbirimizi dedim ,öyle güzel gülümsedi ki benim bebeğim,onun güzel gülüşü geldi benim yanaklarıma kondu ve oğlumun söyledikleri daha da bir büyüttü gülümsememi,öyle çıktım evden mutlu gülerek bir yanımda evde kalarak ..................
işte bu da gülümsemenin en güzel çeşidi ........ seviyor dedim çoooookkkkk seviyor beni ..... tıpkı benim onu çooooooooooooooooooooooooooooookkkkkkkkkkkkkkkkkkkk sevdiğim her geçen gün daha da çoooooooooooooooooooookkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkk sevdiğim gibi ..........


    

18 Şubat 2013 Pazartesi


 Bu resimlerimiz dün Bursa cazibe merkezinde yer alan tünel  akvaryumdan.....
Dün evden çıkarken amacımız Burağımı Tiyatroya götürmekti,Harikalar Sirki oyununa gidecektik.Tiyatroya gittiğimizde salon kalabalık olduğu için salona sadece çocukları alıyorlardı ,görevliler burağı yerine oturttu fakat burağın oturması ile kalkması bir oldu,Kapının önünde duracağımızı kendisini bekleyeceğimiz söylememize rağmen durmadı,ağlayıp hırçınlaşınca ısrar etmedik ve tiyatrodan mecburen çıktık,Pazar günlerimiz Burağın olduğu için onun eğlenebileceğini düşündüğümüz cazibe merkezindeki tünel akvaryuma gittik,Tünel akvaryum açıldığı günden beri kirli suyundan bir türlü kurtulamadı.Su yine pisti ve balıklar camın çok yakınından geçmezse birşey göremiyorsunuz...Ama burağım balıkları çok sevdiği için bayıldı balıklara ,ordan oraya koştu durdu.Cazibe merkezinin bir yerine kafes kurmuşlar içine papağan ve başka kuşlarda koymuşlar....burak kafesteki kuşları izleyip yanıma geldi ve anne papağan üşür mü dedi,oğlumun vicdanı ve merhametine hayranım,tünelde balıklar üşüyor mu diye sormuştu şimdi sıra kuşlardaydı.Ben de her hayvanın belli sıcaklıklarda yaşayabileceğini anlattım.Mesela kutup ayıları gibi mi anne dedi ve ekledi,kutup ayılarını belgeselde izledim anne onlar sadece karlı yerlerde yaşarmış dedi.Kocaman bir aferimide aldı annesinden :)) Sonra kafasını kaldırdı ve hava soğuk olmasına rağmen gökyüzünde ki güneşe baktı."Güneşi çok seviyorum anne dedi papağan üşümesin diye güneşi alıp buraya getirmişler çok sevindim dedi "Güneş o sırada tam kafese vuruyordu ,oğluşumun masumca tanımlaması o kadar hoşuma gittiki güldürdü beni,ama papağanın ve kuşların üşümüyor olması çok mutlu etti onu.Çevremizde olan biten herşeye karşı duyarlı olmalıyız küçük 4,5 yaşındaki bir çocuk bunu yapabiliyorsa bizim yapmamamız için bir neden yok diye düşünüyorum,Sizde oğlumla yaptığımızı yapabilirsiniz belki,biz evde artan yemeklerimizi ekmeğimizi sokaktaki kedi ve köpeklerle paylaşıyoruz ,soğuk havalarda onlara yemek ısıtıp veriyoruz evdeki yemeklerinizi dökmeyin küçük bir kediyi sevindirin onları seyrederken inanın ne onlar için ne değerli bir davranış sergilediğinizi anlayacaksınız.İnsanları hayvanları ve tüm canlıları önemsemeniz  kayıtsız kalmamanız dileğiyle..............










5 Şubat 2013 Salı

dün işten  eve döndüğümde oğluşum çooooookkkk uzun zamandır yapmadığı bir şeyi yaptı ve annem gelmiş diyerek koşup sarıldı boynuma ,öptük birbirimizi uzuuuuuunnn uzuuuuuuuuuuuunnnn
sonra bir kağıt aldı eline ve çizgiler çizip bildiği harfleri yazdı kağıda,katlayıp elime tutuşturdu,anne mektubun var dedi...(burağın alışkanlığı bu,birşey anlatmak istediğinde ya resim çizer ya kağıda şekil,çizgi harf çizip elime verir bunu oku diye)kağıdını açtım annecim ne güzel yazmışsın ama okuyamadığım yerler var bana sen okur musun dedim...ve mektup aynen şöyle
  Annecim seni çok seviyorum,seni o kadar çok seviyorum ki,sen işteyken bazen ağlıyorum,anneannemle çok eğleniyorum ama seni özlüyorum,anne sen işteyken seni öpmek istiyorum öpemeyincede çok sinirleniyorum o zaman çok sinirli oluyorum.annemi çok seviyorum sevgilerimle öperim....
Yüreğinde yaşadığı çalkantıları daha güzel nasıl anlatabilir ki bir çocuk.....

Sonra sarıldık birbirimize kuzucuğumla sımsıkı... beni özleyince kağıdıma bak anne dedi oğlum,kağıdını da bana verdi...

Öyle birsürü mektubum var ,canımdan bana .... hepsi çok özel hepsi tertemiz masum ve en içten .....
Çalışan anne ve çalışan annelerin çocukları

Seni çok seviyorum meleğim , bu kelimeler ile anlatılamıyacak bir duygu İşte ben de sana mektuplar yazıyorum burdan,birgün okursun diye ,sen kalbimsin birtanem canımsın benim en kıymetlim en değerlimsin iyki varsın annecim ......

2 Şubat 2013 Cumartesi

el yazısı :(((( neden ama ???


şimdi ki çocuklar çok zeki cümlesini duymayan kalmamıştır günümüzde ....
katılıyorum bence de öyle görsel , işitsel zekaları o kadar çok uyarılıyor ki ellerinde etraflarında o kadar çok meteryal var ki çocuklar bizim çocukluğumuzda adım adım ilerleyip öğrendiğimiz çok bilgiye bizden daha erken sahip oluyorlar.oğlum büyüdükçe gizli bir korku var içimde biliyorum bir süre sonra yetemeyeceğiz ona .hatırlamıyorum,ben direk 1.nci sınıfa başlamıştım 6 yaşındaydım başladığımda fişler vardı
bize okulda verilen,o fişlerle Ali okula koş ,Ali topu tut vs. öğretilirdi fasülye ve çubuklarımız vardı onlarla matematik dersi işlerdik ... şimdi olay tamamen değişmiş ,nerde bizim Fasülye nerde bizim  Ali , kalmamış hiçbir şey..çocukların ellerinde tabletler ,velilerinin cep telefonları ,oyun konsolları,playstationlar..varda var yani..bunlar en bilinenleri hatta gelir seviyesi en düşük olan ailelerin bile çoğunda bunlardan en azından biri ile tanışmışlık durumları mevcut....Hal böyle iken uzun süredir benide sardı bir korku tabi .... eee oğluma bakıyorum bilgisayarda oyunları internete girip kendisi google açıp oyun sitesini bulup açıyor istediği oyunları oynuyor..acaba bu oyunda nasıl oynanıyordu diye takıldığını çok nadir gördük ...yani durum malesef bu ,Oğlum kendi başına bu oyunları oynuyor vs diye anlatırken bazı veliler gibi ,inanın bunu gurur duyulacak birşeymiş gibi anlatmıyorum,aksine üzülerek anlatıyorum,Teknoloji varsa,tanışmayacak mı bu çocuklar,elbette tanışacaklar,bunun bir kontrolü olması gerektiği konusunda herkes birşeyler diyor mu ? diyor ...eee peki icraat ...... İcraata gelince beceremeyenlerdeniz biz millet olarak,malesef çoğumuzun kanında var bu ,huyumuz çıksın ne diyeyim ... Neyse ben harflere döneyimde konu karışmasın , Teknoloji konusu ile ilgili ayrıca dertleşicem :) Burkiş anaokulunda seneye 1.nci sınıfa başlayacak ve çevremde çocuğunu okula başlatan her velide bir karın ağrısı ,nedir sebebi ...sebep belli el yazısı ....inanın bu duruma kim isyan ediyorsa haklı ,benimde bir huyum var çoğu şeyde tam bilgi sahibi değilsem hemen isyan etmem ,dur şu el yazısını bir araştırayım kardeşim,nedir durum dedim ... edinidiğim bilgiler içinde dikkatimi çeken linkler  niçin el yazısıel yazısı sorunlu mu  , İlkokuma Yazma Öğretimi bunlar ve daha bir çok yazı ... tabi kafam karıştı , oğlum henüz okula başlamadı bekleyip göreceğiz bizi nelerin beklediğini ......Fakat durumla ilgili bildiğim şey çocuklar el yazısı ile başlayıp bir kaç sene sonra düze yazı ile devam ediyorlar, ders kitapları düz yazı ile çocuklara dağıtılıyor,peki o zaman bu kafa karışıklığı yaratacak durumlar neden,bilmiyorum mantıklı bir açıklama yapacak durumda değilim çünkü kimseden net birşey de öğrenemiyorum ,umarım çocuklarımızı bu el yazısı ve harf öğretim şekli yıpratmaz ....

31 Ocak 2013 Perşembe

Bir gün susmayı öğrendim. Öyle bir sustum ki ..................

BU YAZIYI OKUMANIZI ÇOK İSTERİM
 
Bir gün susmayı öğrendim. Öyle bir sustum ki belki sonsuza kadar susacaktım. Çünkü susmak benim küçücük dünyamda babamla kurduğum iletişim tarzıydı. Babam akşam...
ları eve yorgun dönerdi.
Ben bütün gün evde sıkılır, onun gelişini iple çekerdim. Daha o kapıdan girer girmez boynuna atılır onunla oynamak isterdim. Babam sarılır, öper sonra da, hadi odana git, derdi. Yemek hazırlanınca annem çağırır bu defa masada bir araya gelirdik babamla. Onlar annemle konuşurken ben araya girer, sesimi duyuramayınca da bağırırdım. Babam sinirlenir, 'Bütün gün insanlara kafa patlatmaktan bunaldım, birde sen kafamı ütüleme!' derdi. Annem de 'Bütün gün zaten seninle uğraştım, bir çift laf da mı konuşturtmayacaksı n babanla?' diye çıkışır, beni odama gönderirdi.

Çaresiz bir şekilde boynumu büker odama yani hapishaneme doğru yol alırdım. Babam arkamdan, 'Bizim bir odamız bile yoktu, her şeye sahip, hâlâ ne istiyor anlamadım.' diye bağırmaya devam ederdi. 'Keşke benim de bir odam olmasaydı, keşke bizim de evimiz bir odalı olsaydı da hep birlikte otursaydık' derdim içimden; ama yüksek sesle söylemeye cesaret edemezdim.

Yemekten sonra babam kanepeye uzanır, eline kumandayı alır, televizyon seyrederdi. Beni yanına çağırır biraz severdi. Onun izleyeceği önemli birşey varsa beni adeta yerimden bile kıpırdatmazdı. Azıcık hareket edip koşup oynamaya çalışsam oda hapsim yeniden başlardı. Bir gün anladım
ki susunca babamla daha iyi anlaşıyoruz. Bu defa susarak yapabileceğim oyunlar geliştirmeye başladım.

Önce resim yaparak başladım işe. Babam çizdiğim resimleri çok beğeniyor; 'Bak, böyle uslu uslu oyna işte.' diyordu. Babam bazen göz ucuyla bakıyor, resimle ilgili bir şey sorsam afallıyordu. Ama bana kızarak beni artık odama göndermiyordu. 'Son günlerde ne de akıllandı benim oğlum.' diye komşulara anlatıyordu annem halimi.

Resimlerim arttıkça ortalık dağılmaya başladı. Annem 'Odanı topla!'diye odama kapattığında işe nereden başlayacağımı bilemiyordum. Ben bunlarla uğraşırken zaman geçiyor; ama odamı toparlamayı beceremiyordum .

Annem odama gelip 'Bak sana resim yapmayı yasaklayacağım. ' dedi bir gün. Susuyor olmamı usluluk olarak değerlendiren ailem resim yapmayı da elimden
alırsa ben ne yapacaktım?

Bu düşüncelerle bir aile tablosu yaptım. Babam eve gelince uygun zamanı kolladım. Her zamanki gibi yemekler yendi, odaya geçildi. Babam oturur oturmaz çizdiğim resmi getirdim. Babam baktı. Hım, dedi 'Çok güzel olmuş. Bu adam benim herhalde.' dedi. Ben 'Hayır o adam değil, bu çocuk sensin.'dedim. O 'Hayır, bu adam benim, bu çocuk sensin, bu küçük kız da arkadaşın.'dedi. Ben yine 'Hayır, o büyük adam benim, bu küçük adam sensin, bu küçük kız da annem.' dedim. Babam benimle uğraşmaktan vazgeçip: 'Peki neden bizi küçük çizdin?' dedi. Heyecanla başladım anlatmaya. Ben büyüyüp adam olacağım. İş bulup çalışacağım. Siz yaşlanıp küçüleceksiniz. Beliniz bükülecek, komşumuz Ahmet amca ile Ayşe teyze gibi küçücük kalacaksınız. Ben işten geldiğimde yorgun olacağım.

Siz benimle konuşmaya çalıştığınızda işyerinde kafam şişmiş olacağından sizi duymayacağım bile. Siz benimle bir şeyler paylaşmak istediğinizde 'Hadi odanıza çekilin de kafa dinleyeyim.' diyeceğim. Ve bir de bağıracağım 'Her şeylerini alıyorum. Sıcacık odaları da var, daha ne istiyorlar' diye.

Annemle babamın gözleri fal taşı gibi açılmıştı.
Duyduklarına inanamıyorlardı .. Bana sarılıp beni öyle içten bir okşayışları vardı ki sonsuza kadar konuşsam hiç bıkmadan dinleyecekler gibiydi.

Farkında' Olmalı İnsan...

Kendisinin, Hayatın Olayların,
Gidişatın Farkında Olmalı.

Ömür Dediğin Üç Gündür, Dün Geldi Geçti Yarın
Meçhuldür, O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür, O Da Bugündür.

29 Ocak 2013 Salı


                                                                                                                                               29/01/2013

telefon bağlanır ...                                                                                                         
telefonu açan burak

- Burak :Alo anne
- Annesi :Efendim oğlum
-Burak  : Söbe teyze ben özel konuşcam annemle dışarı çıkıyom
-Sübiş Teyzesi : Tabi teyzem konuş bebeğim
-Burak  : Anne nerdesin ,derslerini çalıştın mı
-Annesi  :işteyim evet oğlum
-Burak   : Anne çok özledim seni,seni çok seviyorum ben
-Annesi : Burağım bende seni çooookkk seviyorum kıymetlim benim
-Burak  : Anne ben hep senin yanında olmak istiyorum hep seni istiyorum
-Annesi : ......................................................
-Burak :Anne orda mısın ?
-Annesi :Evet bebeğim burdayım ,Yemeğini yedin mi annecim,çoraplarını çıkarmıyorsun demi
-Burak  :Yedim anne çoraplarım ayağımda bak....Anne ege çok üzdü anneannemi çok yaramazlık yaptı ....
-Annesi :Anneannen üzülmüştür o zaman cnm
-Burak :Ben çok eğlendim ama anne,Anneannemle çok eğleniyorum çok mutluyum,oyunlar oynadık yine
-Anne : Sevindim annecim aferim,Bende yeni bir oyun öğrendim annecim akşam seninle oynıcaz
-Burak : Arabada yarıştırcakmıyız anne
-Anne : Kesinlikle,arabada yarıştırcaz daha bir sürü oyunumuz var
-Burak :Sonra seninle gezeriz anne beraber eğleniriz,kültürparka da gidelim ama
-Annesi:Tamam annecim sen nasıl istersen,
-Burak :Anne ben kapatcam
-Annesi : Annecim birşey ister misin akşam gelirken getireyim
-Burak  :Çikolata ,sakız
-Annesi :Tamam annecim öpüyorum
-Burak  :Öptüm anne
--------------------------------------------------------------------------------------
Sana söyleyemedim ama ....................................
Hiçbir zaman senden ayrılırken mutlu ayrılmadım annecim ...........
Seni evde bırakıp işe gittiğim her sabah ; evden çıkmadan baktığım en son şey hep sen oldun,senin uykudaki melek yüzünü seyrettim,yavaşça öptüm parmkalarını,ayaklarını,yüzünü.....
Sonra yürüdüm oğlum aklım gönlüm evde...
sabah uyandığında ev bomboş geliyordu sana ,annen yoktu biliyorum,akşama kadar sen nasıl özlemle beni bekliyorsan,bende özlemle sabırsızlıkla bekliyorum her gün  mesainin bitmesini
Sana anlatamadığım birçok şey var annecim ,Her sabah ortadan kayboluşlarım akşam aniden kapıdan içeri girişim ,bütün gün seni yanlız bırakışım ......
Sen o kadar duyarlı o kadar akıllı ve kalbi o kadar güzel bi çocuksun ki annecim,çoğu zaman ben derdimi  anlatmak için kelimelerle savaşsamda sana ....."üzülme anne bana sarıl" diyorsun küçücük kollarını bana uzatıp...işte o anda bir annenin neler hissedebileceğini belkide hiç bilemiceksin.....karşında nasıl ezildiğimi,utandığımı ..........Bazen bir çocuğun küçücük kolları en anlamlı sözleri ezip geçebiliyor ,sende umarım hayatın boyunca hep birilerine güç olursun kocaman yüreğinle cnm oğlum ..........
En güzel özelliğin merhametin annecim,umarım hayatın boyunca bunu yitirmezsin,Ben en mutsuz olduğum anlarda,seninle güç buluyorum.... üzüldüğümü gördüğün anda ortadan kaybolup bi kenarda köşede çizip getirdiğin resimlerini bana uzatıp,anne al bu senin,sen mutlu ol diye çizdim dediğin zaman bir şeker gibi eriyorum karşında
Bir gün harika bir baba olursun inşallah annecim ,ve umarım Senin evladın da senin gibi harika bir evlat olur ,işte o zaman anlarsın ne kadar harika bir duygu olduğunu,bize nasıl güzel duygular yaşattığını.
Sana sustum ..........
Cevabını bildiğim bazı şeylerde sustum annecim ,bazen sana vereceğim cevaplar ,ağzımdan çıkmadan beni öyle acıtıyor ki ,sana nasıl söyliyeyim ....
Ben hiçbir zaman seni bırakıp işe giderken mutlu gitmedim annecim .....Ve en çok akşam eve gelişlerimde mutlu oldum annecim ..........
Ama Anneannenin emeğini hiçbir zaman ödeyemeyiz annecim,Senin ve egenin yüzünü güldürüp teyzenle benim yokluğumu hissettirmemek için bütün gün sizin için çırpınan sizin bir gülüşünüz ile bin kere mutlu olan anneannen ,sizin bir çok çocuktan şanslı olmanızı sağlıyor.Allaha her gün şükür ediyorum İyki benim annemde hayatta ve iyki sizin anneanneniz, kocaman yüreklerimiz ve biz yenilmeyiz .....


28 Ocak 2013 Pazartesi

CANIM EVLADIMA ...........

 Benim yaşlandığımı düşündüğün gün
Sabırlı ol lütfen ve beni anlamaya çalış…
...

Yem.ek yerken üstümü kirletirsem
üzerimi değiştirecek gücüm yoksa.

Lütfen sabırlı ol. Benim sana bir şeyler öğretmek için seninle ilgilendiğim zamanları hatırla...

Seninle konuşurken, sürekli aynı şeyleri 1000 kere tekrarlıyorsam… sözümü kesme beni dinle.

Sen küçükken, uyuyana kadar sana aynı hikayeyi
1000 defa tekrar tekrar okumak zorunda kalıyordum.

Banyo yapmak istemediğimde;

Beni utandırma yada azarlama…

Seni banyoya götürmek için icat ettiğim küçük yöntemlerimi
ve oyunlarımı hatırla…

Yeni teknolojiler karşındaki cahilliğimi görürsen…
bana zaman tanı ve beni yüzünde alaycı bir gülümsemeyle izleme…

Bazı zamanlarda unutkan olursam yahut konuşmalarımızda ipin ucunu kaçırırsam… lütfen hatırlamam için gerekli zamanı bana tanı… eğer hatırlayamazsam, sinirlenme… çünkü asıl önemli olan benim konuşmam değil, senin yanında olabilmem ve senin beni dinliyor olmandır.

Ben sana bir sürü şeyi nasıl yapacağını gösterdim…

İyi yemek yemeyi, iyi giyinmeyi… yaşamı göğüslemeyi…

Eğer birşey yemek istemezsem, baskı yapma bana. Ne zaman yemem yada yememem gerektiğini ben gayet iyi bilirim.

Ve yaşlı bacaklarım yürümeme izin vermediğinde bana elini ver…

Tıpkı, benim sana ilk adımlarını atarken verdiğim gibi.

Ve bir gün artık daha fazla yaşamak istemediğimi söylediğimde… ve ölmek istediğimi…

kızma… Birgün anlayacaksın…

yaşımın; zevk alma değil artık idareten yaşama yaşı olduğunu anlamaya çalış,

Bir gün şunu anlayacaksın:

hatalarıma karşın hep senin için iyi olanı gerçekleştirmeye çabaladım ve

senin yolunu hazırlamaya çalıştım

Senin yanında olduğumda üzgün, kızgın yada güçsüz hissetme kendini.

Benim yanımda olmalısın, beni anlamalısın ve bana yardım etmelisin.

Yürümeme yardımcı ol… ve yolumu sabır ile, sevgi ile bitirmeme....

Benim için yaptıklarını, bir gülümseme ve senin için her zaman taşıdığım çok derin bir sevgi ile geri ödeyebilirim ancak.

Seni çok seviyorum oğlum/kızım….
Ve hep seveceğim…
Alıntıdır.
 


Fotoğraf: MUTLAKA OKUMANIZI TAVSİYE EDERİM ! 

{CANIM OĞLUMA / KIZIMA }

Benim yaşlandığımı düşündüğün gün
Sabırlı ol lütfen ve beni anlamaya çalış…

Yem.ek yerken üstümü kirletirsem 
üzerimi değiştirecek gücüm yoksa.

Lütfen sabırlı ol. Benim sana bir şeyler öğretmek için seninle ilgilendiğim zamanları hatırla...

Seninle konuşurken, sürekli aynı şeyleri 1000 kere tekrarlıyorsam… sözümü kesme beni dinle.

Sen küçükken, uyuyana kadar sana aynı hikayeyi 
1000 defa tekrar tekrar okumak zorunda kalıyordum.

Banyo yapmak istemediğimde;

Beni utandırma yada azarlama…

Seni banyoya götürmek için icat ettiğim küçük yöntemlerimi 
ve oyunlarımı hatırla…

Yeni teknolojiler karşındaki cahilliğimi görürsen… 
bana zaman tanı ve beni yüzünde alaycı bir gülümsemeyle izleme…

Bazı zamanlarda unutkan olursam yahut konuşmalarımızda ipin ucunu kaçırırsam… lütfen hatırlamam için gerekli zamanı bana tanı… eğer hatırlayamazsam, sinirlenme… çünkü asıl önemli olan benim konuşmam değil, senin yanında olabilmem ve senin beni dinliyor olmandır.

Ben sana bir sürü şeyi nasıl yapacağını gösterdim…

İyi yemek yemeyi, iyi giyinmeyi… yaşamı göğüslemeyi…

Eğer birşey yemek istemezsem, baskı yapma bana. Ne zaman yemem yada yememem gerektiğini ben gayet iyi bilirim.

Ve yaşlı bacaklarım yürümeme izin vermediğinde bana elini ver…

Tıpkı, benim sana ilk adımlarını atarken verdiğim gibi.

Ve bir gün artık daha fazla yaşamak istemediğimi söylediğimde… ve ölmek istediğimi…

kızma… Birgün anlayacaksın…

yaşımın; zevk alma değil artık idareten yaşama yaşı olduğunu anlamaya çalış,

Bir gün şunu anlayacaksın:

hatalarıma karşın hep senin için iyi olanı gerçekleştirmeye çabaladım ve

senin yolunu hazırlamaya çalıştım

Senin yanında olduğumda üzgün, kızgın yada güçsüz hissetme kendini.

Benim yanımda olmalısın, beni anlamalısın ve bana yardım etmelisin.

Yürümeme yardımcı ol… ve yolumu sabır ile, sevgi ile bitirmeme....

Benim için yaptıklarını, bir gülümseme ve senin için her zaman taşıdığım çok derin bir sevgi ile geri ödeyebilirim ancak.

Seni çok seviyorum oğlum/kızım….
Ve hep seveceğim…

Alıntıdır.

OKUDUYSAN BEĞEN BAŞKALARI DA OKUSUN DİYE PAYLAŞ !


 

25 Ocak 2013 Cuma

EĞER ........

Eğer karşınızdaki insanların gönlünü kazanmak istiyor veya eleştirinizin dikkate alınmasını istiyorsanız, daha akılcı davranmalısınız.

İşte yaşandığı rivayet edilen, iletişim ve ilişkiler üzerine ders v...erici 5 hikaye:

1.
  Charles Schwab, çelik fabrikalarının birisinde dolaşıyorken, işçilerden bazılarını sigara içerken görmüştü.

Hâlbuki işçilerin başları üzerindeki duvarda "Sigara içmek yasaktır." levhası asılı idi.

Charles Schwab, onlara bakarak:

— Okuma bilmiyor musunuz? diye sormadı.

Aksine, işçilerine yaklaşıp kendi purolarından bir tane hediye etti.

— İşinizi bitirdikten sonra, bunu dışarıda içerseniz sevinirim, diyerek, içeride sigara içilmemesi gerektiğini nazikçe ifade etti.

Bu yüzden o, işçileri tarafından çok sevilen bir patrondu.
 

2.
  Calvin Coolidge, Cumhurbaşkanlığı sırasında, bir gün sekreterine şu sözleri söylemişti:

— Bugün ne güzel giyinmişsiniz. Siz gerçekten güzel bir bayansınız.

Bayan sekreter bu iltifat karşısında şaşırmış ve memnun da olmuştu. Ama Coolidge, sözlerini şu şekilde tamamlamıştı:

— Ama sizden bir ricam var. Bundan sonra yazılarınızda noktalama işaretlerine biraz daha dikkat etmenizi istiyorum.

Coolidge'nin izlediği yol, son derece iyi bir metottu.

Çünkü insanlar iltifat edildikten sonra, kusurunun söylenmesine dayanabilir. Berber de insanı tıraş etmeden evvel sakalı sabunlamıyor mu?
 

3.
  Emerson ile oğlu, buzağılarını ahıra koymak istemişlerdi. Emerson buzağıyı çekiyor, oğlu da itiyordu.

Buzağı ise, çayırı bırakıp gitmek istemediği için, direniyordu.

Evin hizmetçisi durumun farkına varmıştı. Gerçi o, Emerson gibi kitaplar ve makaleler yazmıyordu, ama hayvancılığı ondan iyi biliyordu.

Önce buzağıya şefkatle yaklaştı. Başını okşadı. Sonra parmağını bir meme gibi hayvanın ağzına verip emzirerek yavaş yavaş ahıra götürdü.

Muhatabınızı istediğiniz bir noktaya getirmek için, kendi isteklerinizi ona dikte etmeye kalkışmayın. Onun ne istediğini anlayıp, bu isteğe uygun bir davranış sergileyin.
 

 4.
  Yale Üniversitesi Profesörü William Lyon Pheps diyor ki:

"Sekiz yaşında iken, bir gün teyzemi ziyarete gitmiştim. Onun evinde orta yaşlı biriyle karşılaştım. O sıralarda benim en çok ilgilendiğim konu gemi ve gemicilikti.

Teyzemin misafiri ile bu konu üzerine uzun uzun sohbetler ettik. Onu sevmiştim. Misafir gittikten sonra, teyzeme ondan bahsettim ve gemiciliğe ilgisini takdir ettim.

Teyzem, onun New York'ta avukatlık yaptığını, gemicilikle hiç ilgisi olmadığını söyleyince, hayretle sordum:

— O halde niçin bana hep gemilerden bahsetti?

— Çünkü o bir centilmendi. Senin gemilere karşı ilgini anladığı için, seni ilgilendiren ve sevindiren olaylar üzerine konuştu. Ve bu şekilde kendini sana sevdirdi."
 

5.
  Başkan Theodore Roosevelt, kimle görüşürse görüşsün ona ne söyleyeceğini bilirdi.

Muhatabının yaptığı işten bahseder, başarılarını takdir ederdi.

Roosevelt bunu nasıl mı başarırdı?

Gayet kolay. Görüşeceği kişiyle konuşmadan önce, onun hangi konuyla ilgilendiğini öğrenir, kendini o konu hakkında okuyup araştırarak bilgilendirirdi.

Çünkü Roosevelt de, her lider gibi bilirdi ki, insanlar, en çok ilgilendikleri konu hakkında konuşmayı severler.
İnsanların kalbine girmenin en kestirme yolu, onların ilgilendikleri konular üzerinde konuşmaktır.

Fotoğraf: MUTLAKA OKUMANIZI TAVSİYE EDERİM ! 

Eğer karşınızdaki insanların gönlünü kazanmak istiyor veya eleştirinizin dikkate alınmasını istiyorsanız, daha akılcı davranmalısınız.

İşte yaşandığı rivayet edilen, iletişim ve ilişkiler üzerine ders verici 5 hikaye:

1.



Charles Schwab, çelik fabrikalarının birisinde dolaşıyorken, işçilerden bazılarını sigara içerken görmüştü.

Hâlbuki işçilerin başları üzerindeki duvarda "Sigara içmek yasaktır." levhası asılı idi.

Charles Schwab, onlara bakarak:

— Okuma bilmiyor musunuz? diye sormadı.

Aksine, işçilerine yaklaşıp kendi purolarından bir tane hediye etti.

— İşinizi bitirdikten sonra, bunu dışarıda içerseniz sevinirim, diyerek, içeride sigara içilmemesi gerektiğini nazikçe ifade etti.

Bu yüzden o, işçileri tarafından çok sevilen bir patrondu.



2.



Calvin Coolidge, Cumhurbaşkanlığı sırasında, bir gün sekreterine şu sözleri söylemişti:

— Bugün ne güzel giyinmişsiniz. Siz gerçekten güzel bir bayansınız.

Bayan sekreter bu iltifat karşısında şaşırmış ve memnun da olmuştu. Ama Coolidge, sözlerini şu şekilde tamamlamıştı:

— Ama sizden bir ricam var. Bundan sonra yazılarınızda noktalama işaretlerine biraz daha dikkat etmenizi istiyorum.

Coolidge'nin izlediği yol, son derece iyi bir metottu.

Çünkü insanlar iltifat edildikten sonra, kusurunun söylenmesine dayanabilir. Berber de insanı tıraş etmeden evvel sakalı sabunlamıyor mu?



3.



Emerson ile oğlu, buzağılarını ahıra koymak istemişlerdi. Emerson buzağıyı çekiyor, oğlu da itiyordu.

Buzağı ise, çayırı bırakıp gitmek istemediği için, direniyordu.

Evin hizmetçisi durumun farkına varmıştı. Gerçi o, Emerson gibi kitaplar ve makaleler yazmıyordu, ama hayvancılığı ondan iyi biliyordu.

Önce buzağıya şefkatle yaklaştı. Başını okşadı. Sonra parmağını bir meme gibi hayvanın ağzına verip emzirerek yavaş yavaş ahıra götürdü.

Muhatabınızı istediğiniz bir noktaya getirmek için, kendi isteklerinizi ona dikte etmeye kalkışmayın. Onun ne istediğini anlayıp, bu isteğe uygun bir davranış sergileyin.



4.



Yale Üniversitesi Profesörü William Lyon Pheps diyor ki:

"Sekiz yaşında iken, bir gün teyzemi ziyarete gitmiştim. Onun evinde orta yaşlı biriyle karşılaştım. O sıralarda benim en çok ilgilendiğim konu gemi ve gemicilikti.

Teyzemin misafiri ile bu konu üzerine uzun uzun sohbetler ettik. Onu sevmiştim. Misafir gittikten sonra, teyzeme ondan bahsettim ve gemiciliğe ilgisini takdir ettim.

Teyzem, onun New York'ta avukatlık yaptığını, gemicilikle hiç ilgisi olmadığını söyleyince, hayretle sordum:

— O halde niçin bana hep gemilerden bahsetti?

— Çünkü o bir centilmendi. Senin gemilere karşı ilgini anladığı için, seni ilgilendiren ve sevindiren olaylar üzerine konuştu. Ve bu şekilde kendini sana sevdirdi."



5.



Başkan Theodore Roosevelt, kimle görüşürse görüşsün ona ne söyleyeceğini bilirdi.

Muhatabının yaptığı işten bahseder, başarılarını takdir ederdi.

Roosevelt bunu nasıl mı başarırdı?

Gayet kolay. Görüşeceği kişiyle konuşmadan önce, onun hangi konuyla ilgilendiğini öğrenir, kendini o konu hakkında okuyup araştırarak bilgilendirirdi.

Çünkü Roosevelt de, her lider gibi bilirdi ki, insanlar, en çok ilgilendikleri konu hakkında konuşmayı severler.
İnsanların kalbine girmenin en kestirme yolu, onların ilgilendikleri konular üzerinde konuşmaktır.

OKUDUYSAN BEĞEN BAŞKALARI DA OKUSUN DİYE PAYLAŞ


10 Ocak 2013 Perşembe



Bir veli Müridine sorar.....

 Kaç yıldır benim yanımdasın?

- 20 yıldır efendim
...

- Bu zaman süresince benden ne öğrendin?

- Hiçbir şeyle değişmeyeceğim yedi gerçek öğrendim.

- Ömrüm seninle geçtiği halde topu topu 7 gerçek mi öğrendin?

- Evet.

- Söyle bakalım öyleyse neler öğrendin?

- Baktım ki herkes bir şeyi dost ediniyor, ona gönül verip
bağlanıyor. Ancak bunlardan hemen hepsi insanı yarı yolda bırakıyor.
Ben ise, beni hiç bırakmayacak, ölümden sonra bile benimle gelecek
şeyleri aradım. Ve dost olarak iyilikleri seçtim kendime. Ki onlar
sonsuz bir yükselme yolculuğuna çıkmış insanoğlunun hiç tükenmeyecek
azığı ve en gerçek dostlarıdır.
Çok güzel, ikincisi ne bakalım?

- Baktım ki, insanların bir çoğu geçici dünya değerlerine dört elle
sarılmış onları koruyor, kasalarda saklıyor, kaybolmaması için her
çareye başvuruyor. Kimi zenginliğine, kimi güzelliğine, kimi ününe
tutunmuş sımsıkı, onları elden çıkarmamak için çırpınıp duruyor. Oysa
ben varlığımı ve bütün isteklerimi O'na satıp, gönlümü yalnız O'nun
sevgisine açtım.

- Devam et!

- İnsanların üstün olmak için birbirleriyle yarıştıklarını gördüm.
Ancak bir çoğu üstünlüğü yanlış yerlerde arıyor ve birbirinin üstüne
basarak yükselmek istiyordu. Bunun üzerine üstünlüğü geçici dünya
değerlerinde değil, akıl ve ahlakça yükselmekte, kötülüklerin her
çeşidinden el etek çekip, iyiliklere vasıta olmakta aradım.

- Devam et yavrum.

- Yine baktım ki, insanlar sabahtan akşama birbirleriyle uğraşıyor,
boş yere hayatı zehir ediyorlar kendilerine. Bütün bunların benlik,
bencillik ve çekememezlikten ileri geldiğini gördüm. Ve gönlümü bu
kirlerden arıtarak, herkesle dost olup, huzur ve güven içinde
yaşamanın yolunu buldum.

- Sonra?

- Nedense herkes hatasının sebebini hep dışta arıyor ve başkalarını
suçlamak yoluna sapıyordu. Böylece suçlarının örtüsü altına
saklanıyordu. Oysa insanın başına ne geliyorsa kendi yüzünden ve kendi
eliyle geliyordu. Bunun bilip yalnız kendimle cenge girerek, nefsimin
iradesine uymamaya ve vesvese verenin ağına düşmemeye çalıştım
.

- Doğru...

- Baktım ki insanlar şu bir lokma ekmek ve dünya geçimi için helal
haram demeden, her türlü hakkı çiğnemekten çekinmiyorlar. Hem
başkalarının hakkını alıp onları yoksul bırakmakla, hem de bu
haksızlığın azabını ağır bir yük gibi vicdanlarında taşımakla iki kere
kötülük etmiş oluyorlar. Oysa doğru yaşanıldığında ve hakça
bölüşüldüğünde dünya nimetleri insanlara yeter de artardı bile.

- Ve yedinci?

- Yedinci olarak şunu gördüm ki, insanlar bir şeye dayanmak ve
güvenmek ihtiyacındadırlar. Kimi zenginliğine, kimi güzelliğine...
Bunların hepsi de bir süre sonra yıkılacak eğreti desteklerdir. Ben
ise yalnız O'na sığınıp yalnız O'ndan yardım diledim. Ve bunun
karşılığı sonsuz bir güven oldu.
- Seni tebrik ederim evladım. Ben de yıllar yılı bütün din
kitaplarını inceledim. Hepsinin bu 7 gerçek etrafında döndüğünü tespit
ettim...